Robot Vergisi ve İthalat Vergisi

Bugünlerde Batı ekonomi camiasını meşgul eden iki vergi konusu var. Birincisi Trump’ın getirmek istediği ve esasen bir ithalat vergisi olan ‘sınır düzeltme vergisi’ (border adjustment tax). Diğeri ise işgücünün yerini alarak işsizliğe sebep olduğu iddia edilen robotlardan alınması planlanan ‘robot vergisi.’ Bu iki vergiyle ilgili pek çok ekonomist aleyhte ve lehte fikir beyan etmekte. Şahsen bazı kısıtlar altında ithalat vergisinin bir mantığı olabileceğini, ancak robot vergisinin ise külliyen yanlış olduğunu düşünmekteyim.

‘Robot vergisi’ gündeme geçen ay Bill Gates’in bir dergiye verdiği röportajla düştü. Kendisi, pek çok alanda robotlar işgücünün yerine geçtiği için, bunlar üzerinden alınacak vergilerle işsiz kalanlara ‘evrensel temel gelir’ (universal basic income) yardımı yapılmasını önermekte. Ancak, bu son derece sorunlu bir öneri. Öncelikle, günümüzde “robot” kavramı ile neyin kastedildiği oldukça müphem. Bugün bazı alanlarda işgücü ihtiyacını azaltan sadece ‘fiziksel’ anlamdaki robotlar değil ki. Örneğin, kelime işlemciler, hesap tablolama programları gibi yazılımlar da pek çok alanda işgücü ihtiyacını azaltmış vaziyette. O zaman örneğin Microsoft ürünlerinden de mi vergi alınacak? (Bay Gates’in böyle bir öneriye pek sıcak bakacağını zannetmiyorum!).

‘Robot vergisi’ ile ilgili diğer ve daha önemli bir nokta ise, günümüzde teknolojik gelişimin ve dolayısıyla üretkenlik artışlarının büyük ölçüde robotlaşma ile sağlanmakta olması. Hal böyle iken, getirilecek olan robot vergisi sadece ve sadece teknolojik gelişim üzerinde bir engel yaratacaktır. (Bu anlamda robot vergisi 19’uncu yüzyılda Luditlerin tekstil makinelerine karşı isyanınından farklı bir yaklaşım değil.) Ayrıca, otomasyon taa Sanayi Devrimi’nden beri süregelen bir realite. Buna rağmen, Batıda işsizlik oranlarında (finansal kriz dönemleri dışında) çok büyük bir artış söz konusu olmamış, çünkü kaybedilen pek çok manüel işe karşı, farklı alanlarda yeni iş alanları ortaya çıkmış ve çıkmakta.

Diyelim böyle saçma bir vergi alınmaya kalkışıldı. Günümüzün global dünyasında teknoloji yatırımlarının çok kısa sürede böyle bir vergiyi almayan bölgelere kayacağından emin olabilirsiniz. Yazılım alanında yarattığı tekelle çok başarılı bir müteşebbis olmakla birlikte, Gates’in açıkçası iktisat bilimini ilgilendiren konularda kafasının fazla basmadığını söyleyerek bu konuyu kapatabiliriz.

Robot vergisinin uygulanamazlığına karşı yakın bir gelecekte ABD’de uygulama olasılığı daha yüksek olan ‘sınır düzeltme vergisi’ne (BAT) gelince. Yüzde 20 oranında uygulanması düşünülen bu verginin de amaçlarından biri ithalatı azaltarak üretimin yurtiçine kayması ve dolayısıyla daha çok işgücü istihdam edilmesi. Eş zamanlı olarak, yüzde 35 olan kurumlar vergisinin de düşürülmesi planlanmakta. (Bu yüksek oran nedeniyle ABD’li şirketler kârlarının bir kısmını off -shore’larda gizleyerek vergiden kaçınıyorlar. Hali hazırda ABD’de efektif kurumlar vergisi oranının yüzde 12 civarında olduğu, ve 2 trilyon dolardan fazla kârın da off -shore hesaplarda tutulduğu tahmin edilmekte.)

Ancak, Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ithalat üzerinde bu çeşit dolaylı vergilerin uygulanmasına karşı. Sadece KDV gibi hem ithal, hem de yerli ürünler üzerinden alınan vergilere müsade ediyor. Mamafih, ABD’de KDV uygulaması olmaması (onun yerine eyaletlerin uyguladığı ve ortalaması yüzde 7 civarında olan “satış vergisi” var), buna karşılık ABD’nin ticaret ortaklarının çoğunda yüzde 16 ile 25 arasındaki oranlarda KDV’nin söz konusu olması, ABD’nin yüzde 10 civarında bir BAT uygulamasını haklı kılabilir.

Bu tür bir verginin olası ekonomik etkilerine baktığımızda karışık bir sonuçla karşı karşıyayız. Bazı ekonomistler, böyle bir vergi uygulaması sonucunda doların aynı oranda değer kazanacağı, böylece verginin sağlaması beklenen etkileri sağlayamayacağı iddiasındalar. Şahsen, böyle birebir bir etkinin ortaya çıkacağını düşünmüyorum. Böyle bir verginin en büyük tehlikesi ise diğer ülkelerin de benzer ‘korumacı’ vergiler ihdas etmesiyle Dünyada bir “ticaret savaşı”nın başlaması olur. Ancak, ABD’nin Dünya’nın en büyük tüketim pazarı olduğu hatırlandığında, kolay kolay hiçbir ülkenin böyle bir mütekabiliyeti gündeme getirmeyeceğini söyleyebiliriz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir